Makale

BOŞANMA DAVASINDA MANEVİ TAZMİNAT

· Boşanma Hukuku

MANEVİ TAZMİNAT İÇİN KİŞİLİK HAKLARINA HUKUKA AYKIRI SALDIRI ŞARTTIR

Türk Medeni Hukuku uygulamasında boşanma davaları, yalnızca evlilik birliğinin hukuken sona erdirilmesini değil, tarafların evlilik süresince ve boşanmaya sebebiyet veren süreçte uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilmesini de kapsayan çok boyutlu bir yargılama sürecidir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu olan diğer taraftan uygun bir manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir. Manevi tazminat müessesesi, haksız fiil sorumluluğunun aile hukukundaki özel bir yansıması olarak tezahür etmekte; amacı bir ceza vermekten ziyade, hukuka aykırı eylemler nedeniyle eşin ruhsal bütünlüğünde, yaşama sevincinde, onurunda, saygınlığında ve sosyal değerlerinde meydana gelen ağır sarsıntıyı, elem ve ızdırabı bir nebze olsun dengelemek ve telafi etmektir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davalarında manevi tazminata hükmedilebilmesi, kanun koyucu tarafından son derece sıkı koşullara bağlanmıştır. Uygulamada sıklıkla yanılgıya düşüldüğü üzere, boşanma davasında haklı çıkmak veya diğer eşin evlilik yükümlülüklerine aykırı davranarak boşanmaya sebebiyet vermesi, doğrudan manevi tazminat alma hakkı doğurmaz. Tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için gerçekleşen somut fiillerin, davacının kişilik haklarını zedeleyici, küçük düşürücü, rencide edici veya ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü doğrudan hedef alan bir saldırı mahiyetinde olması zorunludur.

TMK 174/2 Uyarınca Salt Kusur Manevi Tazminat İçin Yeterli Değildir

Boşanma hukukunda kusur kavramı ile manevi tazminat sorumluluğu doğuran kusur kavramı her zaman birebir örtüşmemektedir. Türk Medeni Kanunu m. 166 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan her türlü kusurlu davranış, boşanma kararı verilebilmesi için yeterli bir zemin teşkil edebilir. Ne var ki, aynı kusurlu davranışın TMK m. 174/2 kapsamında manevi tazminata vücut verebilmesi için mutlaka ve öncelikle talep eden eşin kişilik haklarına hukuka aykırı bir saldırı boyutuna ulaşmış olması şarttır. Eşin evlilik birliğinin gerektirdiği bazı genel yükümlülükleri aksatması, eviyle yeterince ilgilenmemesi veya evlilik bağını zayıflatan tutumlar sergilemesi boşanma sebebi sayılsa dahi, doğrudan doğruya eşin şahsiyetini, onurunu veya manevi varlığını hedef almadığı sürece manevi tazminat talep edilemez.

Yargıtay içtihatlarında da açıkça ve kararlılıkla vurgulandığı üzere, salt boşanmaya karar verilmiş olması veya taraflardan birinin boşanmaya yol açacak şekilde kusurlu davranması tazminat için yeterli bir sebep olarak kabul edilmemektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/1117, K. 2023/636, T. 14.06.2023 sayılı ilamında bu temel ayrımı şu şekilde ortaya koymuştur:

“Salt boşanma kararı verilmiş olması olgusu nedeniyle manevi tazminat verilemez. Salt boşanmış olmak, kişilik haklarına saldırı niteliği taşımaz. Boşanma kararı verilmiş olması manevi tazminat ödenmesine gerekçe yapılamaz.”

Bu doğrultuda mahkemeler, boşanmaya sebebiyet veren vakıaları tek tek ele almakta ve bu vakıaların kişilik hakkı ihlali doğurup doğurmadığını somut olayın özelliklerine göre tartmaktadır. Eşin duygusal olarak uzaklaşması, aile içi uyumsuzluklar veya evlilik sorumluluklarının basit düzeyde ihmal edilmesi gibi haller evliliğin devamını imkânsız kılabilir; ancak bunlar mağdur eşin şeref, haysiyet ve ruhsal bütünlüğünü doğrudan zedeleyen ağır bir saldırı niteliği taşımıyorsa, mahkemece manevi tazminat talebinin reddi gerekecektir.

Tazminat Sorumluluğu İradi Davranışlarla Gerçekleşen Ağır Kusurlu Eylemlere Dayanmalıdır

Boşanmanın ferisi niteliğindeki manevi tazminat taleplerinin kabul edilebilmesi için gereken en temel unsurlardan biri de tazminatla sorumlu tutulacak eşin eylemlerinin iradi olmasıdır. Hukuk düzenimiz, kusur sorumluluğunu irade serbestisine ve ayırt etme gücüne dayandırmaktadır. Dolayısıyla, iradi olarak gerçekleştirilmeyen, akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya iradeyi tamamen ortadan kaldıran geçici veya kalıcı rahatsızlıklar neticesinde sergilenen davranışlar sebebiyle kusurlu eş aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi mümkün değildir. Örneğin, fiil ehliyeti bulunmayan veya psikiyatrik bir rahatsızlığın doğrudan etkisi altında hareket eden bir eşin sergilediği tutumlar boşanma sebebi oluşturabilse de, irade unsuru bulunmadığından bahisle aleyhine manevi tazminat yaptırımı uygulanamaz.

Buna karşılık, davranışları iradi olmayan veya ayırt etme gücünden yoksun bulunan eşin kişilik haklarına diğer eş tarafından hukuka aykırı şekilde saldırıda bulunulmuşsa, bu eş lehine manevi tazminata hükmedilmesinde hiçbir yasal engel bulunmamaktadır. Kanunun koruma altına aldığı kişilik hakları, zayıf veya irade yeteneği kısıtlı olan eş bakımından da geçerliliğini tam olarak korumaktadır.

Diğer taraftan, manevi tazminat talebinin yargılama usulü ve görevli mahkeme bakımından değerlendirilmesinde davanın açılış şekli belirleyicidir. Manevi tazminat istemi, evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesine neden olan olaylar gerekçe gösterilerek boşanma davasının eki (ferisi) niteliğinde ileri sürüldüğünde, uyuşmazlığın çözümünde Aile Mahkemeleri görevlidir. Ancak manevi tazminat talebi, boşanma davası sürecinden ve boşanma sebeplerinden tamamen bağımsız bir haksız fiil iddiasına dayandırılmışsa, davanın genel hükümlere göre genel mahkemelerde (Asliye Hukuk Mahkemesi) görülmesi gerekecektir. Bu usuli ayrım, hak arama hürriyetinin doğru mahkemede işletilmesi ve dava şartı yokluğu nedeniyle zaman kaybı yaşanmaması adına hayati bir öneme sahiptir.

Tazminat Talep Eden Eş Kusursuz veya Daha Az Kusurlu Olmalıdır

Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca manevi tazminata hak kazanılabilmesi için aranan vazgeçilmez bir diğer koşul, tazminat talep eden eşin kusur derecesidir. Kanun koyucu, kendi kusuruyla evlilik birliğinin bozulmasına veya kişilik hakkı saldırısına zemin hazırlayan yahut karşı tarafla tamamen eşit kusura sahip olan eşin manevi tazminatla ödüllendirilmesini kabul etmemiştir. Manevi tazminat isteyebilmek için talep eden tarafın ya tamamen kusursuz olması ya da karşı tarafa nazaran daha az kusurlu bulunması yasal bir zorunluluktur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/8393, K. 2025/5690, T. 02.06.2025 tarihli kararında yasal şartları şu şekilde hüküm altına almıştır:

“4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat talep eden tarafın, kusursuz veya diğer tarafa göre az kusurlu olması ve boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunması gerekir.”

Evlilik birliğinin sona ermesine etki eden süreçte her iki tarafın da birbirine yönelik kusurlu davranışları tespit edilmişse, hâkim tarafların kusur ağırlıklarını titizlikle karşılaştırır. Eşit kusur halinde her iki tarafın manevi tazminat talepleri kanun gereği reddedilirken, daha ağır kusurlu olan tarafın tazminat talep etme hakkı kesinlikle bulunmamaktadır. Dolayısıyla boşanma davasında manevi tazminata hükmedilebilmesi; davalının iradi ve ağır kusurlu eylemleriyle davacının kişilik haklarına doğrudan saldırmış olmasına ve davacının bu olaylarda tamamen kusursuz veya en fazla az kusurlu konumda bulunmasına bağlıdır.

EŞİN ONURUNU VE MANEVİ BÜTÜNLÜĞÜNÜ HEDEF ALAN EYLEMLER TAZMİNAT GEREKTİRİR

Evlilik birliği, eşler arasında yalnızca hukuki ve ekonomik bir ortaklık kurmakla kalmaz; aynı zamanda taraflara birbirlerinin onuruna, manevi bütünlüğüne, beden ve ruh sağlığına saygı gösterme ve koruma ödevi yükler. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesi uyarınca eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardım etmekle yükümlüdürler. Evlilik süresi boyunca taraflardan birinin sergilediği tutum ve davranışlar, bu yükümlülüklerin basit bir ihlali seviyesini aşıp diğer eşin kişilik haklarına, şeref ve saygınlığına, ruhsal ve bedensel bütünlüğüne yöneldiğinde, Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında manevi tazminat sorumluluğu doğmaktadır.

Yargıtay uygulamasında yerleşik hale geldiği üzere, manevi tazminat gerektiren eylemler; mağdur eşin toplum ve aile nezdindeki itibarını zedeleyen, onu aşağılayan, duygusal ve fiziksel şiddete maruz bırakan, derin bir elem ve ruhsal ızdırap yaratan ağır kusurlu davranışlardır. Boşanma davalarında hangi somut olayların kişilik hakkı saldırısı teşkil ettiği ve manevi tazminata hükmettireceği hususu, yargı kararlarıyla şekillenen temel ihlal kategorileri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Sadakatsizlik Başkasıyla Yaşama ve Evlilik Dışı Çocuk Kişilik Haklarını Zedeler

Evlilik kurumunun en temel ahlaki ve hukuki temellerinden biri şüphesiz sadakat yükümlülüğüdür. Sadakat yükümlülüğünün ağır biçimde ihlal edilmesi, aldatılan eşin gururunu, toplumsal saygınlığını ve ruhsal dengesini doğrudan hedef alan en ağır kişilik hakkı saldırılarından birini oluşturur. Eşin evlilik birliği devam ederken bir başkasıyla duygusal veya cinsel ilişki yaşaması, başka bir kişiyle fiilen karı koca gibi birlikte yaşamaya başlaması veya bu ilişkiden evlilik dışı çocuk sahibi olması durumunda, diğer eşin kişilik haklarının telafisi güç biçimde zedelendiği tartışmasızdır.

Bu kapsamda sadakat yükümlülüğünün ihlali yalnızca fiili zinanın ispatlanmasıyla sınırlı değildir. Eşin başka bir şahısla hayat sürdüğü yönünde sosyal çevrede dedikoduya sebebiyet vermesi, güven sarsıcı tutumları alışkanlık haline getirmesi, sadakatsizlik şüphesi uyandıran gizli görüşmeler yapması veya üçüncü kişilerle alenen duygusal yakınlık sergilemesi de aldatılan eş bakımından ağır bir manevi yıkım yaratmaktadır. Eşin meşru olmayan bir birliktelikten çocuk sahibi olması ise aldatma fiilinin en somut ve kalıcı tezahürü olup, diğer eşin manevi varlığı üzerinde onarılmaz yaralar açmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1432, K. 2018/1886, T. 11.12.2018 tarihli kararında sadakat borcunun ihlalinin doğrudan kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini şu tespitle ortaya koymuştur:

“Sadakat yükümlülüğünün ihlal edilmesi durumunda, diğer eş açacağı boşanma davasında, boşanmaya neden olan bu olay nedeniyle kişilik hakkının saldırıya uğradığını ileri sürerek davanın ferî mahiyetinde manevi tazminat talebinde bulunabilir.”

Bunun yanı sıra eşin, ailenin ekonomik varlığını ve geleceğini hiçe sayarak kumar oynama alışkanlığı edinmesi ve aileyi derin bir maddi ve manevi darlığa sürüklemesi de manevi tazminatı gerektiren eylemler arasındadır. Eşin kumar tutkusu sebebiyle ailenin temel ihtiyaçlarını karşılanamaz hale getirmesi ve diğer eşi sürekli icra tehditleri, borç baskısı ve sosyal utanç altında bırakması, mağdur eşin huzur ve güven içinde yaşama hakkını ve manevi bütünlüğünü doğrudan zedelemektedir.

Eşi Aşağılamak Sevgisizlik Bildirmek ve Evden Kovmak Manevi Zarar Doğurur

Evlilik birliğinde duygusal bağın kopması tek başına bir kusur olarak kabul edilmeyebilir; ancak bu durumun eşi rencide edici, küçük düşürücü ve aşağılayıcı bir dille dışa vurulması kişilik haklarına açık bir saldırıdır. Eşine sürekli olarak seni sevmiyorum, seni artık istemiyorum, seninle zorla evlendirildim gibi sözlerle sevgisizlik ve istenmeme duygusunu sistematik biçimde aşılamak, karşı tarafın özsaygısını ve manevi varlığını tahrip eder. Bir eşin, diğer eşi hor görmesi, fiziksel özellikleriyle, eğitimiyle veya ailesiyle alay ederek onu aşağılaması, kişilik haklarını doğrudan hedef alan bir psikolojik şiddet türüdür.

Benzer şekilde, eşin telefonlarına kasten ve ısrarla cevap vermemek, iletişimi tamamen keserek eşi yok saymak, eşi ailesi ve akrabalarıyla görüştürmemek ve sosyal çevresinden izole etmek de ağır manevi zararlara yol açmaktadır. Eşler arasındaki cinsel ve duygusal bağın keyfi olarak koparılması ve yatağın sebepsiz yere uzun süreler boyunca ayrılması da eşin kadınlık veya erkeklik gururunu inciten, onu evlilik içerisinde yalnızlığa ve değersizlik hissine iten kusurlu bir davranıştır.

Bu alandaki en ağır kişilik hakkı ihlallerinden biri de eşin ortak konuttan kovulması veya kilit değiştirilerek eve alınmamasıdır. Eşini müşterek konuttan kovan, kapı dışarı eden, eşyalarını sokağa atan veya bu eve bir daha giremezsin diyerek barınma ve aile bütünlüğü hakkını gasbeden taraf, diğer eşin onurunu ve haysiyetini çiğnemiş olur. Eşin özel sırlarının, mahrem hayatına dair ayrıntıların veya aile içi gizliliklerin üçüncü kişilere yayılması ve eşin toplum veya akraba çevresi önünde küçük düşürülmesi de manevi tazminat hükmünün kurulmasını zorunlu kılan eylemlerdir.

Sağlık ve Hamilelik Süreçlerinde İlgisizlik Göstermek Doğrudan Manevi Tazminat Sebebidir

Evlilik akdi, taraflara iyi günde olduğu kadar kötü günde de birbirine destek olma, özen gösterme ve dayanışma içinde bulunma borcu yükler. Eşlerden birinin bedensel veya ruhsal bir hastalığa yakalandığı, ameliyat geçirdiği veya bakıma muhtaç olduğu dönemlerde diğer eşin tamamen duyarsız kalması, tedavi sürecine katılmaması, hastane masraflarıyla veya ilaç teminiyle ilgilenmemesi ve eşini hastalığıyla baş başa bırakması ağır bir manevi şiddettir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında, eşin sağlık sorunları karşısında gösterilen bu tür insaniyetten uzak ve ihmalkar tutumların doğrudan doğruya kişilik değerlerine saldırı teşkil ettiği kabul edilmektedir.

Özellikle kadının en hassas, duygusal desteğe ve fiziksel yardıma en çok ihtiyaç duyduğu hamilelik ve lohusalık süreçlerinde yalnız bırakılması, hamileliğiyle ilgilenilmemesi, doktor kontrollerine götürülmemesi veya gebelik sürecinin getirdiği zorluklar karşısında ilgisiz kalınması manevi tazminatın açık bir dayanağıdır. Hamile eşine karşı kayıtsız kalan, onun temel bakım ve beslenme gereksinimlerini göz ardı eden, doğum anında ve sonrasında eşinin yanında yer almayan taraf, eşinin manevi bütünlüğünde derin travmalara neden olmaktadır. Bu süreçlerdeki kayıtsızlık, basit bir görev ihmalinin çok ötesine geçerek kişilik haklarını doğrudan zedeleyen ağır bir manevi haksızlık niteliği taşımaktadır.

Fiziksel Şiddet Kürtaja Zorlama ve Haksız Ağır Suçlamalar Tazminata Hükmettirmelidir

Kişilik haklarına yönelik en somut ve tartışmasız saldırı biçimi fiziksel ve psikolojik şiddettir. Eşe tokat atmak, darp etmek, fiziksel güç kullanarak yaralamak, eşe yönelik tehdit ve ağır hakaretlerde bulunmak evlilik birliğinin sürdürülmesini imkânsız kılmakla kalmaz; doğrudan doğruya kişinin vücut dokunulmazlığı ve manevi huzurunu ihlal eder. Şiddet uygulayan eş, boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu kabul edilmekte ve aleyhine yüksek manevi tazminata hükmedilmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/5348, K. 2024/2055, T. 25.03.2024 tarihli kararında şiddet ve hakaret fiillerinin tazminat doğurucu mahiyetini şu şekilde vurgulamıştır:

“davalının, davacıya karşı hakaret ve fiziksel şiddet eylemleri, güven sarsıcı davranışta bulunarak sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, tüm bu hususların tanık anlatımlarıyla desteklenmesi de göz önünde bulundurulduğunda davalı erkek tam kusurlu bulunmuş olup”

Bununla birlikte, kadının rızası hilafına kürtaja zorlanması, hamileliği sonlandırması için baskı ve tehdide maruz bırakılması hem kadının vücut bütünlüğü hem de anne olma hakkı üzerindeki şahsiyet haklarına yönelmiş en ağır ihlallerden biridir. Eşin iradesini hiçe sayarak onu tıbbi bir müdahaleye zorlamak, manevi tazminatın en üst sınırlardan takdir edilmesini gerektiren fevkalade ağır bir haksız fiildir.

Ayrıca eşe haksız yere ağır suçlamalarda bulunmak; örneğin eşini hırsızlıkla, iffetsizlikle, sadakatsizlikle veya suç teşkil eden eylemlerle itham etmek, iftira atmak veya asılsız iddialarla adli makamlara şikâyet ederek mağdur etmek de kişilik haklarına doğrudan saldırıdır. Eşinin namusuna, şerefine ve dürüstlüğüne yönelen temelsiz ithamlar, mağdur tarafın ruhsal dengesini altüst eden ve toplum içindeki saygınlığını yok eden eylemler olduğundan, hâkim tarafından mutlaka manevi tazminatla karşılanmalıdır. Eşe yönelik her türlü tehdit, korkutma, şantaj ve ağır hakaret içeren sözler de aynı kapsamda değerlendirilerek tazminat sorumluluğu doğurmaktadır.

BİRLİK GÖREVLERİNİN İHMALİ KİŞİLİK HAKKI SALDIRISI OLMADIKÇA TAZMİNAT DOĞURMAZ

Türk Medeni Hukuku sisteminde evlilik birliği, taraflara karşılıklı haklar tanıdığı gibi birtakım ortak ödev ve yükümlülükler de yüklemektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu gereğince eşler; birlikte yaşamak, birliğin giderlerine güçleri oranında katılmak, ortak konutu seçmek ve evlilik birliğinin gerektirdiği dayanışmayı sürdürmek zorundadır. Bu yükümlülüklere aykırı davranılması, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasında kusur olarak kabul edilmekte ve boşanma kararına dayanak teşkil etmektedir. Ne var ki, aile hukuku uygulamasında en sık karşılaşılan yanılgılardan biri, evlilik birliğine dair her türlü kusurlu eylemin otomatik olarak manevi tazminat hakkı doğuracağı inancıdır.

Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatları uyarınca, evlilik birliğinden doğan genel yükümlülüklerin ihmal edilmesi, eşin görevlerini savsaklaması veya ailevi sorumluluklarını yerine getirmemesi tek başına manevi tazminat gerektirmez. Boşanmaya sebebiyet veren bir eylemin manevi tazminat sonucunu doğurabilmesi için, söz konusu fiilin yalnızca evlilik düzenini bozmakla kalmayıp, doğrudan diğer eşin şeref, haysiyet, onur, beden veya ruh bütünlüğü gibi kişilik değerlerine yönelmiş hukuka aykırı bir saldırı boyutuna ulaşması zorunludur. Kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyen salt görev ihmalleri boşanma sebebi sayılsa dahi tazminat taleplerinin reddi gerekmektedir.

Birlikte Yaşamaktan Kaçınma ve Bağımsız Konut Temin Etmeme Tazminat Sebebi Değildir

Evlilik birliğinin temel unsurlarından biri ortak yaşamın sürdürülmesidir. Taraflardan birinin haklı bir sebep olmaksızın ortak konuttan ayrılması, fiili ayrılığa sebebiyet vermesi veya birlikte yaşamaktan kaçınması, evlilik birliğinin sarsılmasında ağır bir kusur oluşturur. Ancak bu eylem, diğer eşin şahsiyetini alçaltıcı, onu rencide edici veya onurunu kırıcı somut bir saldırı unsuru barındırmadığı müddetçe, manevi tazminat sorumluluğu doğurmaz. Benzer şekilde, eşin düzenli bir işinin olmaması, çalışmaması, sık sık iş değiştirmesi veya ailenin ekonomik refahını sağlayamaması gibi mali sorumlulukların ihmali de manevi tazminat kapsamı dışındadır.

Bununla birlikte, eşin bağımsız bir konut temin etmemesi ve diğer eşi kendi ailesiyle birlikte yaşamaya zorlaması ya da kendi ailesinin evlilik birliğine müdahale etmesine sessiz kalarak eşini korumaması da uygulamada sıkça görülmektedir. Bu tür davranışlar evlilik birliğini temelinden sarsan ve boşanmayı haklı kılan eylemler olmakla birlikte, doğrudan kişilik haklarına yönelik bir saldırı mahiyetinde görülmemektedir.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/3292, K. 2021/4760, T. 14.06.2021 tarihli ilamında bağımsız konut temin etmeme ve fiili ayrılık hallerinin hukuki niteliğini şu şekilde belirlemiştir:

“Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; boşanmaya sebebiyet veren davacı erkeğin fiili ayrılığa neden olma ve bağımsız konut temin etmeme kusurları davalı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğini taşımamaktadır.”

Aynı doğrultuda, eşin aile sorumluluğu taşımaması veya ailesinin evliliğe haksız müdahalelerini engelleyememesi de tek başına tazminat sebebi yapılamaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/596, K. 2017/5652, T. 09.05.2017 tarihli kararında bu hususu açıkça vurgulayarak şu tespitte bulunmuştur:

“davalı erkeğin ailesinin evliliğe müdahalesine engel olmadığı, aile sorumluluğu taşımadığı anlaşılmış, kadının kişilik haklarına saldırı olarak görülebilecek başkaca bir eylemi ispatlanamamıştır.”

Görüldüğü üzere, eşin eviyle ve ailesiyle yeterince ilgilenmemesi, müşterek konuttan uzak durması, ailesi ile yaşamaya zorlaması ve genel birlik görevlerini aksatması boşanma davasında kusur olarak hükme esas alınmakta; ancak eşin manevi varlığını doğrudan hedef alan ilave bir haksız fiil ispatlanamadığı sürece Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında manevi tazminata hükmedilememektedir.

İradi Olmayan Eylemlerde Kusurlu Eş Aleyhine Manevi Tazminata Hükmedilemez

Manevi tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için eylemin kişilik haklarını zedelemesinin yanı sıra kusur sorumluluğunun temel prensiplerine de uygun olması gerekir. Hukukumuzda kusur, irade özgürlüğüne ve ayırt etme gücüne dayanır. Dolayısıyla, bir eşin davranışlarından dolayı manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için sergilediği tutumların iradi olması, yani eylemlerinin bilincinde ve hukuka aykırı sonucu isteyerek veya öngörerek hareket etmiş olması zorunludur.

Akıl hastalığı, ileri derecede zihinsel gerilik, şuuru tamamen kapatan psikiyatrik rahatsızlıklar veya eylemleri yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıran durumlarda eşin sergilediği davranışlar iradi kabul edilemez. İradi hareket etme yeteneği bulunmayan eşin sarf ettiği sözler veya ortaya koyduğu olumsuz davranışlar sebebiyle evlilik birliği çekilmez hale gelip boşanmaya karar verilebilse dahi, bu eş aleyhine manevi tazminat yükletilmesi hukuken mümkün değildir. Zira kusur ehliyeti bulunmayan bir şahsın manevi zararı tazminle yükümlü tutulması, kusur sorumluluğunun genel ilkeleriyle bağdaşmaz.

Buna karşılık, irade yeteneği kısıtlı olan veya akıl zayıflığı bulunan eşin şahsiyet hakları da hukuk düzeninin tam koruması altındadır. Sağlıklı olan diğer eş, ayırt etme gücü bulunmayan veya iradi zayıflık yaşayan eşe yönelik kötü muamele, fiziksel şiddet, aşağılama veya hakaret eylemlerinde bulunursa; iradesi olmayan eş lehine, yasal temsilcisi vasıtasıyla manevi tazminat talep edilebilir. Kanun koyucu, iradesi bulunmayan tarafı tazminat borçlusu olmaktan muaf tutarken, onun mağduriyetini ve kişilik haklarını koruma altına almıştır.

Boşanmadan Bağımsız Açılan Manevi Tazminat Davalarında Genel Mahkemeler Görevlidir

Boşanma davalarında manevi tazminat taleplerinin usul hukuku bakımından ileri sürülme biçimi, görevli mahkemenin tayininde kilit bir rol oynamaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen manevi tazminat, niteliği itibarıyla boşanmanın ferisi, yani boşanma kararının eki mahiyetindedir. Boşanmaya yol açan olaylar sebebiyle kişilik hakları saldırıya uğrayan eş, bu talebini derdest boşanma davası içerisinde veya boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren kanunda öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresi içinde bağımsız bir dava olarak Aile Mahkemesinde ileri sürebilir. Bu hallerde dava, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi uyarınca aile mahkemelerinin uzmanlık ve görev alanında kalmaktadır.

Buna karşın, talep edilen manevi tazminat boşanmaya neden olan olaylara ve boşanma kurumunun ferisi niteliğine dayandırılmıyorsa; evlilik birliği devam ederken veya evlilikten tamamen bağımsız gerçekleşen genel bir haksız fiil iddiasına dayanıyorsa durum farklılık arz eder. Boşanma sebepleriyle doğrudan illiyet bağı kurulmaksızın, salt 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin genel hükümleri (TBK m. 49 ve 58) çerçevesinde açılan bağımsız tazminat davalarında genel mahkemeler olan Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.

Davanın hukuki nitelendirmesi ve talebin hangi yasal zemine dayandırıldığı, mahkemenin görev sınırlarının belirlenmesinde esastır. Aile Mahkemesinde görülmesi gereken bir talebin genel mahkemelerde açılması veya genel mahkemenin görev alanına giren bağımsız bir haksız fiil tazminatının boşanmanın ferisi gibi ileri sürülmesi usulden ret ve görevsizlik kararlarına yol açacağından, dava ikame edilirken talebin niteliği titizlikle tayin edilmelidir.

WhatsApp