Kadın Evlendikten Sonra Kendi Soyadını Kullanabilir mi?
1. Kadının Evlilik Öncesi Soyadını Tek Başına Kullanabilmesi İçin Şartlar ve Başvuru Yolları
Kadın Evlendikten Sonra Kendi Soyadını Kullanabilir mi? 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinde yer alan yasal düzenleme çerçevesinde, kadınlar kendi soyadını kullanabilir mi? sorusu son yıllarda çokça tartışılıyor. Kadının evlenmekle kocasının soyadını alacağı, ancak evlendirme memuruna veya nüfus idaresine yapacağı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabileceği düzenlenmişti. Buna karşılık, eski tarihli yargı kararlarında, evlilik birliği devam ettiği sürece kadının yalnızca kızlık soyadını kullanmasının yasal olarak mümkün olmadığı kabul edilmekteydi.
Ancak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarında meydana gelen dönüşümle birlikte bu konuda farklı bir hukuki yaklaşım ortaya çıkmıştır.
Haklı Gerekçe Şartının Bulunmaması
Öncelikle, kadının evlilik öncesi soyadını tek başına kullanmak istemesi bakımından ayrıca haklı bir gerekçe göstermesi gerektiği yönündeki yaklaşım terk edilmiştir.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 09.11.2023 tarihli, E. 2023/5977 ve K. 2023/5345 sayılı kararında, İlk Derece Mahkemesince “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunun belirtildiği ve kadının kızlık soyadını kullanması için haklı bir gerekçenin bulunmasına ihtiyaç olmadığı” kabul edilmiştir.
Aynı şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 16.11.2017 tarihli, E. 2016/22056 ve K. 2017/12849 sayılı kararında da “kızlık soyisminin kullanmak istemek için haklı bir gerekçenin bulunmasına ihtiyaç bulunmamaktadır” denilerek bu yaklaşım benimsenmiştir.
Bunun yanında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 23.02.2016 tarihli, E. 2015/20964 ve K. 2016/3188 sayılı kararında da “Sebep önemli olmaksızın davacı evlilik birliği içinde sadece kızlık soyismini kullanmak istemektedir. Kızlık soyismini kullanmak istemek için haklı bir gerekçenin bulunmasına ihtiyaç bulunmamaktadır” ifadelerine yer verilmiştir.
İnsan Hakkı Niteliği ve Eşitlik İlkesi
Bununla birlikte, kadının evlilik öncesi soyadını kullanma talebi yalnızca bir isim değişikliği meselesi olarak değerlendirilmemektedir. Aksine, bu talep cinsiyete dayalı ayrımcılık yasağı ve kişinin manevi varlığının korunması hakkı ile bağlantılı bir insan hakkı olarak ele alınmaktadır.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 16.11.2017 tarihli kararında, “Bu hak AİHS 8 ve Anayasanın 17. maddeleri kapsamında bir insan hakkıdır ve cinsiyete dayalı olarak bir ayrıma tab tutulmaksızın erkek ve kadın arasında eşit şekilde uygulanmalıdır” değerlendirmesi yapılmıştır.
Dolayısıyla, kadının yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanma talebinin değerlendirilmesinde eşitlik ilkesi de dikkate alınmaktadır.
Dava Açma Zorunluluğu
Bununla birlikte, kadının yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanması talebinin geçmişte doğrudan idari başvuruyla gerçekleştirilebildiği söylenemez. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 17.03.2014 tarihli, E. 2013/21327 ve K. 2014/5897 sayılı kararında bu husus açıkça değerlendirilmiştir.
Yargıtay söz konusu kararında, “Yönetmelikte yer alan bu düzenleme karşısında, kadının idareye yapacağı başvuru üzerine idarenin idari bir işlemle isteği gerçekleştirmesi olanağı yoktur. Bu bakımdan davacının dava açması dışında idari yoldan sonuca ulaşması mümkün bulunmamaktadır” ifadelerine yer vermiştir.
Buna göre, söz konusu dönemde kadının yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanabilmesi için dava yoluna başvurması gerektiği kabul edilmiştir.
2. Başvuru Süreci, Yetkili Merciler ve Taraf Teşkili
Dava Yolu ve Taraf Teşkili
Kadının yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanmak istemesi durumunda açacağı davada taraf teşkili ayrıca önem taşımaktadır.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 16.01.2012 tarihli, E. 2010/14443 ve K. 2012/289 sayılı kararı ile 04.10.2012 tarihli, E. 2011/8917 ve K. 2012/23632 sayılı kararlarında bu konu açıkça ele alınmıştır.
Yargıtay, “Davacı kadının sadece kendi kızlık soyadını kullanma isteğine ilişkin bu dava kocanın hukukunu da etkilemektedir. Açıklanan sebeplerle davacıya kocasını davaya dahil etmesi için önel verilmesi, bildirmesi halinde delillerinin toplanmasından sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik hasımla davaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir” şeklinde değerlendirme yapmıştır.
Dolayısıyla, söz konusu dönemde kocanın davaya dahil edilmesi, taraf teşkili bakımından gerekli kabul edilmiştir.
Süreler ve Usule İlişkin Kurallar
Öte yandan, incelenen yargı kararlarında kadının evlilik öncesi soyadını tek başına kullanabilmesi için özel bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörüldüğüne ilişkin ayrıntılı bir düzenleme bulunmamaktadır.
Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 09.11.2023 tarihli, E. 2023/5977 ve K. 2023/5345 sayılı kararı ile 14.03.2023 tarihli, E. 2022/10140 ve K. 2023/1013 sayılı kararında ve ayrıca 22.11.2023 tarihli, E. 2023/7905 ve K. 2023/5502 sayılı kararında bu konuya ilişkin özel bir başvuru süresi belirtilmemiştir.
Bu nedenle, somut olay bakımından güncel mevzuatın ve başvurunun yapıldığı tarihteki hukuki durumun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Boşanma Sonrası Eşin Soyadını Kullanma Talebinden Farkı
Bunun yanında, evlilik birliği devam ederken yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanma talebi ile boşanma sonrasında kadının eski eşinin soyadını taşımaya devam etme talebi birbirinden farklı hukuki konulardır.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30.05.2023 tarihli, E. 2022/11337 ve K. 2023/2744 sayılı kararında, boşanmış kadının eşinin soyadını kullanmaya devam etmesi isteminin “davalı-davacı kadının eşinin soyadını kullanmasına izin verilmesi isteğinin boşanmanın eki niteliğinde olmadığı, ayrı bir dava olup, maktu harca tabi olduğu” vurgulanmıştır.
Dolayısıyla, iki talebin aynı hukuki prosedüre tabi olduğu sonucuna varılmamalıdır.
3. AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın Yaklaşımı
Kadının evlilik öncesi soyadını tek başına kullanabilmesine ilişkin hukuki yaklaşım zaman içerisinde önemli ölçüde değişmiştir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Yargıtay kararları bu değişimde etkili olmuştur.
| Yargı Merci | Temel Yaklaşım ve Gerekçeler | Dayanak Norm ve Kararlar |
|---|---|---|
| Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) | Soyadını özel hayatın bir parçası kabul etmiş ve kadına kocasının soyadını dayatmayı Sözleşme’ye aykırı bulmuştur. | AİHS m. 8 ve m. 14; Ünal Tekeli v. Türkiye kararı |
| Anayasa Mahkemesi (AYM) | Bireysel başvurularda ihlal kararları vermiş; akabinde Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesindeki ilgili kuralları iptal etmiştir. | Anayasa m. 17; 19.12.2013 tarih ve 2013/2187 sayılı karar; 22.02.2023 tarih, E. 2022/155, K. 2023/38 sayılı iptal kararı |
| Yargıtay | İlk dönem kararlarında kanuni düzenleme yürürlükte kaldıkça davanın reddini kabul ederken, daha sonraki kararlarında Anayasa m. 90/5, AİHS ve AYM kararlarını dikkate alan bir yaklaşım geliştirmiştir. | Anayasa m. 90/5 ve m. 17; AİHS m. 8 ve m. 14; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 2. Hukuk Dairesi kararları |
AİHM Yaklaşımı
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 16.11.2017 tarihli, E. 2016/22056 ve K. 2017/12849 sayılı kararı ile 23.12.2015 tarihli, E. 2015/12978 ve K. 2015/25038 sayılı kararlarında AİHM içtihadı ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir.
Bu kararlarda AİHM’nin, kişinin soyadını özel hayat kapsamında değerlendirdiği ve evli kadının kocasının soyadını kullanma zorunluluğunu özel hayata müdahale olarak kabul ettiği belirtilmiştir.
Ayrıca, soyadı kullanımına ilişkin başvuruların AİHS’nin 8. maddesinde düzenlenen özel ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelendiği ifade edilmiştir.
Bunun yanında, kadının evlendikten sonra yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanmasına izin verilmemesinin, AİHS’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddede düzenlenen ayrımcılık yasağı bakımından da değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarihli, E. 2014/889 ve K. 2015/2011 sayılı kararında da benzer şekilde, soyadının kişinin kimliğinin ve aile bağlarının belirlenmesinde kullanılan bir araç olması nedeniyle özel ve aile yaşamına saygı hakkıyla ilgili olduğu kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Yaklaşımı
Anayasa Mahkemesi geçmişte farklı bir yaklaşım benimsemiştir. Nitekim AYM, 10.03.2011 tarihli, 2009/85 Esas ve 2011/49 Karar sayılı kararıyla TMK m. 187 hakkındaki iptal başvurusunu reddetmiştir.
Ancak bireysel başvuru yolunun açılmasıyla birlikte konuya ilişkin içtihatlarda değişiklik meydana gelmiştir.
Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 09.06.2015 tarihli, E. 2015/8508 ve K. 2015/12061 sayılı kararında, AYM’nin 19.12.2013 tarih ve 2013/2187 sayılı kararına işaret edilmiştir.
Yargıtay bu kararında, evli kadının kocasının soyadını kullanma zorunluluğuna ilişkin TMK’nın 187. maddesi kapsamında yapılan uygulamanın hak ihlaline yol açtığı yönündeki AYM değerlendirmesini aktarmıştır.
Aynı şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 22.11.2023 tarihli, E. 2023/7905 ve K. 2023/5502 sayılı kararında da AYM’nin 2013/2187 ve 2013/4439 başvuru numaralı kararlarına işaret edilmiştir.
Buna göre, söz konusu kısıtlamanın Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkıyla bağlantısı değerlendirilmiştir.
Son olarak, mevzuat düzeyinde AYM, 22.02.2023 tarihli, E. 2022/155 ve K. 2023/38 sayılı kararıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesindeki ilgili kuralları iptal etmiştir. Söz konusu karar 28.01.2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Dolayısıyla, günümüzde TMK m. 187’nin önceki metnine dayanılarak yapılan değerlendirmelerde, bu iptal kararının hukuki sonuçlarının ayrıca dikkate alınması gerekir.
Yargıtay’ın Yaklaşımı ve Normlar Hiyerarşisi
Yargıtay’ın geçmiş dönem kararlarında, TMK m. 187 yürürlükte olduğu sürece mahkemelerin kanun metnine göre karar vermesi gerektiği yönünde değerlendirmeler yapılmıştır.
Örneğin Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 29.03.2012 tarihli, E. 2012/753 ve K. 2012/3341 sayılı; 28.01.2016 tarihli, E. 2015/6258 ve K. 2016/1372 sayılı kararları ile Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 12.11.2013 tarihli, E. 2013/6920 ve K. 2013/26077 sayılı kararlarında bu yaklaşım görülmektedir.
Buna karşılık, daha sonraki dönemde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Anayasa’nın 90. maddesinin 5. fıkrası ile AİHS hükümlerini dikkate alan bir içtihat geliştirmiştir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarihli, E. 2014/889 ve K. 2015/2011 sayılı kararında, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu belirtilmiştir.
Ayrıca, söz konusu hükmün son cümlesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalar ile kanun hükümlerinin çatışması halinde antlaşmalara öncelik tanınacağı ifade edilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 16.11.2017 tarihli kararında da Türkiye’nin usulüne uygun olarak onaylayıp taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin iç hukukta doğrudan uygulanma kabiliyetine sahip olduğu belirtilmiştir.
Bu nedenle, mahkemenin Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca uygulanması gereken uluslararası sözleşme hükümlerini dikkate alması gerektiği kabul edilmiştir.
Bunun yanında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 22.11.2023 tarihli, E. 2023/7905 ve K. 2023/5502 sayılı kararında uyuşmazlığın, AYM kararlarının bağlayıcı olduğu gerekçesiyle davanın kabul edilmesi ve kadının soyadının değiştirilmesi çerçevesinde değerlendirildiği görülmektedir.
4. Nüfus Kayıtları ve Resmî İşlemler Bakımından Sonuçları
Kadının yalnızca evlilik öncesi soyadını kullanmasının nüfus kayıtları ve kamu düzeni üzerindeki etkileri de yargı kararlarında ele alınmıştır.
Aile Birliği ve Nüfus Hizmetleri
Öncelikle, eşlerin farklı soyadı taşımasının aile birliğini mutlaka zedeleyeceği yönündeki yaklaşım kabul edilmemiştir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarihli, E. 2014/889 ve K. 2015/2011 sayılı kararında, eşlerin farklı soyadı taşımasının aile birliğini zedelemeyeceği ve nüfus kayıtlarında aksamaya yol açmayacağı değerlendirilmiştir.
Yargıtay bu konuda, “ortak bir aile ismi ile aile birliğinin yansıtılmaması halinde, evli çiftlerin ve/veya üçüncü tarafların somut ya da önemli bir sorun ile karşılaşmayacağı, nüfus hizmetlerinin yürütülmesinde çıkabilecek bir takım aksaklıların da teknik düzenlemeler ile aşılabileceği kabul edilmiştir” ifadelerine yer vermiştir.
Dolayısıyla, farklı soyadı kullanımının aile birliğini veya nüfus hizmetlerinin yürütülmesini zorunlu olarak engelleyeceği kabul edilmemektedir.
İdarenin İşlem Kapasitesi
Öte yandan, evli kadının idari mercilere başvurarak yalnızca kızlık soyadını doğrudan tescil ettirmesi konusunda geçmiş dönemde bir idari imkân bulunmadığı yargı kararlarında belirtilmiştir.
Buna göre, söz konusu değişikliklerin mahkeme kararıyla nüfus kayıtlarına işlenebileceği kabul edilmiştir.
Ayrıca, nüfus hizmetlerinin yürütülmesi sırasında ortaya çıkabilecek olası teknik aksaklıkların gerekli altyapı ve teknik düzenlemelerle giderilebileceği ifade edilmiştir.
Bununla birlikte, incelenen kararlarda nüfus kütüklerinin işleyişine veya resmî belge düzenleme süreçlerinin teknik ayrıntılarına ilişkin ayrıca kapsamlı bir değerlendirme yapılmamıştır.
Sonuç
Sonuç olarak, kadının evlilik öncesi soyadını tek başına kullanabilmesi konusunda Türk hukukundaki yaklaşım zaman içerisinde önemli bir değişim göstermiştir.
Özellikle AİHM kararları, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararları, TMK m. 187’ye ilişkin iptal kararı ve Yargıtay’ın sonraki içtihatları bu değişimde belirleyici olmuştur.
Bunun yanında, Yargıtay kararlarında kadının soyadının kişisel kimliğinin bir parçası olduğu ve bu konunun özel hayat, manevi varlığın korunması ve eşitlik ilkeleriyle bağlantılı bulunduğu değerlendirilmiştir.
Dolayısıyla, soyadı kullanımına ilişkin bir başvuru veya dava bakımından yalnızca eski TMK m. 187 metninin dikkate alınması yeterli değildir. Aksine, AYM’nin iptal kararı, AİHS hükümleri, Anayasa’nın 17. ve 90. maddeleri ile güncel Yargıtay içtihatlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.