Adli Kontrol Kararı Nedir? Şartları, Yükümlülükleri ve İtiraz Yolları (2026 Güncel Rehber)
Adli Kontrol Kararı ve İtiraz
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde düzenlenen adli kontrol koruma tedbiri, bu tedbirin uygulanma koşulları, kanuni yükümlülükler, adli kontrol kararlarına itiraz usulü ve mercileri, itiraz veya tedbirin kaldırılması/değiştirilmesi kararlarının doğurduğu hukuki sonuçlar ile Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemeleri (Bölge Adliye Mahkemesi) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına yansıyan içtihat ilkeleri ele alınmaktadır.
1. Adli Kontrol Kararının Şartları ve Uygulanabilecek Yükümlülükler
A. Adli Kontrol Tedbirinin Şartları
Adli kontrol, şüpheli veya sanığın kişi hürriyetini tamamen kısıtlayan tutuklama tedbirine alternatif olarak öngörülmüş bir ceza muhakemesi koruma tedbiridir. Anayasa Mahkemesi (B. No: 2012/1051 , 20/2/2014), adli kontrolü şu şekilde tanımlamaktadır:
“Şüpheli veya sanığın, tutuklama koşullarının varlığı halinde, ölçülülük ilkesi çerçevesinde ve tutuklama ile ulaşılabilecek amaçlara uygun olduğu takdirde, kanunda sayılı bir veya birkaç yükümlülüğe tabi tutulması”
Bu çerçevede adli kontrol kararı verilebilmesi için öncelikle somut olayda “kuvveli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular ve bir tutuklama nedeninin bulunması” aranmaktadır (Anayasa Mahkemesi, B. No: 2012/782 , 26/6/2014; B. No: 2012/1051, 20/2/2014). Nitekim 5271 sayılı Kanun’un 109 uncu maddesinin birinci fıkrasında ve Uyuşmazlık Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi kararlarında açıklandığı üzere:
“Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.”
Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca:
“Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.”
Adli kontrol tedbiri soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi tarafından Cumhuriyet savcısının istemi üzerine kararlaştırılır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi (2024/9285 E., 2025/2304 K., 10.02.2025) ve Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü (2019/892 E., 2020/556 K., 28.09.2020) kararlarında aktarıldığı üzere:
“Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir.”
Kovuşturma evresinde ise adli kontrol kararı verme yetkisi davaya bakan görevli ve yetkili mahkemeye aittir; mahkeme gerekli gördüğünde bu hükümleri kovuşturmanın her aşamasında resen ya da talep üzerine uygulayabilir (CMK m. 110/3).
B. Uygulanabilecek Adli Kontrol Yükümlülükleri
CMK’nın 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca adli kontrol, şüpheli veya sanığın “bir veya birden fazla” yükümlülüğe tabi tutulmasını ifade eder (Anayasa Mahkemesi, B. No: 2017/32052 , 8/10/2020; B. No: 2021/44260 , 14/12/2023; Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü, 2020/19 E., 2020/557 K., 28.09.2020). Bu yükümlülükler şunlardır:
- Yurt dışına çıkamamak (CMK m. 109/3-a): Yargı kararlarında en yaygın uygulanan tedbirlerden biridir. Uyuşmazlık Mahkemesi (2019/892 E., 2020/556 K.), bu hususu “yurt dışına çıkış yasağı, 5271 sayılı Kanun’da düzenlenen koruma tedbirlerinden olan adli kontrolün uygulanma şekillerinden birisidir.” şeklinde ifade etmiştir.
- Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak (CMK m. 109/3-b): Kolluk veya denetimli serbestlik birimlerine belirli gün ve saat aralıklarında imza atma yükümlülüğüdür.
- Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak (CMK m. 109/3-c).
- Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek (CMK m. 109/3-d).
- Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek (CMK m. 109/3-e).
- Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak (CMK m. 109/3-f).
- Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek (CMK m. 109/3-g).
- Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak (CMK m. 109/3-h).
- Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek (CMK m. 109/3-i).
- Konutunu terk etmemek (CMK m. 109/3-j).
- Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek (CMK m. 109/3-k).
- Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek (CMK m. 109/3-l).
C. Konutunu Terk Etmeme Yükümlülüğünün Özel Hukuki Rejimi
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu (B. No: 2017/32052 , 8/10/2020) ve müteakip daire kararları (B. No: 2020/36865 , 21/6/2023; B. No: 2021/24596 , 11/5/2023), CMK m. 109/3-j bendinde yer alan konutunu terk etmeme tedbirinin klasik adli kontrol tedbirlerinden farklı olarak doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ağır bir müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir.
AYM Genel Kurulunun ortaya koyduğu temel ilkeye göre:
“konutu terk etmemeye göre temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan- diğer adli kontrol yükümlülüklerinin ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından yeterli olması hâlinde konutu terk etmeme tedbirine başvurulmamalıdır.”
Bu tedbire karar verilebilmesi için suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtilerin bulunması, kaçma veya delilleri yok etme/değiştirme tehlikesinin somut olarak gösterilmesi ve tedbirin ölçülü olması zorunludur. Nitekim AYM (B. No: 2021/24596, 11/5/2023), hâkimliğin kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığını ifade etmesine rağmen konutunu terk etmeme kararı vermesini ve devam kararlarını gerekçelendirmemesini hak ihlali saymış; şu tespiti yapmıştır:
“Başvurucu yönünden suç işlediğine dair kuvvetli belirti bulunmadığının Hâkimlikçe kabul edildiği bir hâlde Anayasa Mahkemesinin aksi bir sonuca varması veya Anayasa Mahkemesinin Ceza Mahkemesinin yerine geçerek adli kontrol tedbirinin devamına ilişkin kararı gerekçelendirmesi mümkün değildir.”
Ayrıca Anayasa Mahkemesi (B. No: 2020/36865, 21/6/2023), konutunu terk etmeme yükümlülüğünün sorgu yapılmadan uygulanamayacağını; Anayasa’nın 19 uncu maddesindeki hâkim önüne çıkarılma güvencesinin bu tedbirde de geçerli olduğunu vurgulamıştır:
“Maddede geçen ‘hâkim önüne çıkarılır’ ifadesi; hâkimliğin tutuklanması veya adli kontrol tedbir kapsamında konutunu terk etmeme yükümlülüğüne tabi tutulması istenen kişinin sorgusunu yapmasını ve hazırsa söz konusu kişinin müdafiinin dinlenmesini gerektirir”
Öte yandan, CMK m. 109/6 hükmü uyarınca genel kural olarak adli kontrol altında geçen süreler cezadan mahsup edilemezken; konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınmaktadır.
2. Adli Kontrol Kararına İtiraz Usulü, Başvuru Süresi ve Yetkili İnceleme Mercileri
A. İtiraz Yolu ve Kanuni Süre
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111 inci maddesinin ikinci fıkrası ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2012/534 E., 2013/15 K., 22.01.2013) ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi (2024/9285 E., 2025/2304 K., 10.02.2025) kararlarında açıklandığı üzere:
“Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir.”
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında “adli kontrol (madde 111/2)” kararlarının itiraz kanun yoluna tabi kararlar arasında yer aldığı teyit edilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi (2019/6932 E., 2019/15092 K., 17.12.2019) kararındaki karşı düşünceye göre de:
“5271 sayılı CMK.nın 267 ila 271. maddelerinde düzenlenen itiraz, kural olarak hakimlik kararlarına, kanunda belirtilmiş olmak şartı ile de mahkeme kararlarına karşı başvurulan olağan bir yasa yoludur.”
İtiraz Süresindeki Kanun Değişikliği Tespiti:
İncelenen yargı kararlarında (Ceza Genel Kurulu 2012/534 E., 2013/15 K.; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi 2018/395 E., 2019/125 K.; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi 2017/332 E., 2018/150 K.; Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 2018/3291 E., 2019/771 K.; Sakarya Sulh Ceza Hâkimliği ret kararında aktarılan bildirim vb.) itiraz süresi, değişiklik öncesi mevzuata dayalı olarak yedi gün şeklinde aktarılmıştır. Örneğin Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında kanunun önceki metnine atıfla “ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe” ifadesi yer almaktadır.
Ancak 5271 sayılı Kanun’un 268 inci maddesinin birinci fıkrasında 7499 sayılı Kanun ile (Resmî Gazete: 12.03.2024) yapılan değişiklik sonucunda itiraz süresi değiştirilmiştir. Maddenin güncel metni şu şekildedir:
“(1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren iki hafta içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır.”
Dolayısıyla, kararlarda anılan 7 günlük başvuru süresi değişiklik öncesi hukuki durumu yansıtmakta olup; 7499 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte itiraz süresi kararın öğrenilmesinden (tefhim veya tebliğden) itibaren iki hafta olmuştur.
B. Başvuru Usulü ve Şekli
Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. CD, 2018/395 E., 2019/125 K.; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. CD, 2019/444 E., 2019/231 K.; Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. CD, 2018/3291 E., 2019/771 K.) ve CMK m. 268 uyarınca itiraz şu yollarla yapılabilir:
- Kararı veren hâkimliğe veya mahkemeye hitaben bir itiraz dilekçesi sunulması,
- Tutanağa geçirilip hâkime onaylatılmak üzere zabıt kâtibine beyanda bulunulması (“dilekçe veya tutanağa geçirilip hâkime onaylatmak üzere zabıt katibine beyanda bulunmak veyahut da bir başka ilk derece ceza mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza dairesi aracılığıyla dilekçe göndermek”),
- Bir başka yerdeki ilk derece ceza mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmesi,
- İlgilinin ceza infaz kurumunda bulunması durumunda, Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevi müdürlüğüne dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek üzere beyanda bulunulması (“Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevi müdürlüğüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle”).
Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme itirazı haklı görürse kararını kendisi düzeltir; yerinde görmezse CMK m. 268/2 uyarınca dosyayı “en çok üç gün içinde” itirazı incelemeye yetkili mercie gönderir (Ceza Genel Kurulu, 2012/534 E., 2013/15 K.).
C. İtirazı İncelemeye Yetkili Merciler
CMK’nın 268 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca itirazı inceleyecek yetkili merciler kararı veren makamın sıfatına göre belirlenir:
- Sulh Ceza Hâkimliği Kararları: Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir (CMK m. 268/3-b; Ceza Genel Kurulu, 2012/534 E., 2013/15 K.: “Sulh ceza hâkiminin kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir.”). Sulh ceza hâkimliği işleri asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi başkanına aittir.
- Asliye Ceza Mahkemesi Kararları: Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazlar, “yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine” aittir (CMK m. 268/3-c; Ceza Genel Kurulu, 2012/534 E., 2013/15 K.).
- Ağır Ceza Mahkemesi Kararları: O yerde birden çok ağır ceza mahkemesi dairesi varsa numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire ise 1 numaralı daireye; tek daire varsa en yakın ağır ceza mahkemesine aittir (CMK m. 268/3-c).
- Bölge Adliye Mahkemesi Kararları: Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararlarına itirazda inceleme, daire başkanını ve ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesine aittir; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler (CMK m. 268/3-e). Örneğin Bölge Adliye Mahkemesi uygulamalarında; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi kararına itirazı Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi kararına itirazı “Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi Başkanlığına İTİRAZ”, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi kararına itirazı Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi kararına itirazı Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi kararına itirazı “Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere” ilgili daireler inceler.
D. İtiraz İncelemesinin Kapsamı ve Usulü
CMK m. 271/1 gereğince itiraz kural olarak duruşmasız yapılır:
“İtiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak”
Gerekli görüldüğünde merci, Cumhuriyet savcısını ve ardından müdafi veya vekili dinleyebilir. Yargıtay Ceza Genel Kuruluna (2012/534 E., 2013/15 K.) göre itiraz incelemesi yalnızca şekli yönden değil, “hem maddi olay hem de hukuki yönden” yapılmalıdır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi (2015/1235 E., 2015/2483 K., 14.09.2015), itiraz merciinin dosyayı fiilen inceleme zorunluluğuna dikkat çekmiştir. Merciin dosyanın aslı veya onaylı örneğini getirtmeksizin veya UYAP kayıtlarını incelemeksizin, dosyanın temyiz için Yargıtaya gönderilmiş olduğu gerekçesiyle itirazı reddetmesi CMK m. 271 hükmüne aykırı bulunmuş ve kanun yararına bozma sebebi yapılmıştır:
“dosyanın aslı ya da onaylı örneğinin merciinden getirtilmesi veya UYAP üzerinden dosyanın incelenmesi suretiyle itiraz konusu hakkında karar verilmesi gerekirken 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 271. maddesine aykırı olacak şekilde dosyanın Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderildiği gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden”
3. İtiraz Üzerine Kararın Kaldırılması veya Değiştirilmesinin Hukuki Sonuçları
A. Tedbirin Değiştirilmesi ve Kaldırılması Usulü
Adli kontrol tedbiri kesin bir ceza olmayıp yargılama sürecindeki gelişmelere göre esnetilebilir, değiştirilebilir veya tamamen sonlandırılabilir.
Şüpheli veya sanığın talebi üzerine adli kontrolün kaldırılması veya değiştirilmesi hususunda CMK m. 110/2 ve 111/1 uyarınca:
“Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir.”
Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle şüpheliyi “bir veya birden çok yeni yükümlülük” altına koyabileceği gibi, mevcut tedbirleri “bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir” ya da şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir (Anayasa Mahkemesi, B. No: 2012/1051 ; B. No: 2012/782 ; Uyuşmazlık Mahkemesi, 2020/19 E., 2020/557 K.).
Yargıtay 9. Ceza Dairesi (2014/1494 E., 2014/2310 K., 20.02.2014), kovuşturma aşamasında sunulan adli kontrolün kaldırılması veya değiştirilmesi talebinin, ilk karara yönelik itiraz süresiyle sınırlandırılamayacağını belirterek süreç ayrımını netleştirmiştir:
“Mahkemesince kovuşturma evresinin her aşamasında ileri sürülebilecek nitelikteki bu talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerektiği ve bu karardan sonra yasal süresine bağlı yeni bir itiraz yasa yolunun başlayacağı”
B. Değiştirme ve Kaldırma Kararlarının Doğuracağı Sonuçlar
- Yükümlülüklerin Hafifletilmesi veya Kaldırılması: İtiraz merciinin veya asıl mahkemenin yapacağı inceleme sonucunda ağır nitelikteki bir yükümlülük kaldırılarak yerine daha hafif bir yükümlülük getirilebilir. Örneğin Anayasa Mahkemesi kararlarına yansıyan olaylarda; konutunu terk etmeme tedbirinin kaldırılarak haftalık düzenli başvuru (imza) yükümlülüğüne dönüştürüldüğü (B. No: 2020/36865 ) veya haftada iki gün olan imza yükümlülüğünün haftada bir güne indirildiği (B. No: 2020/33105 ) görülmektedir. Tedbir tamamen kaldırıldığında ise şüpheli veya sanık üzerindeki kısıtlamalar sona erer.
- Aleyhe Değiştirme Yasağı (Karşı Düşünce Değerlendirmesi): Yargıtay 8. Ceza Dairesi (2019/6932 E., 2019/15092 K., 17.12.2019) ilamında yer alan karşı düşünceye göre, şüpheli veya sanık lehine yapılan itiraz incelemesinde durum aleyhe ağırlaştırılamaz:”soruşturma veya kovuşturma evresinde hakkında adli kontrol koruma tedbiri uyulanmasına karar verilen şüpheli veya sanığın adli kontrol koruma tedbirinin kaldırılması yönündeki itiraz başvurusu sonunda itiraz merciince tutuklama verilemeyecektir.”Aynı karşı düşüncede, merciin yetkisinin itiraz kapsamıyla sınırlı olduğu vurgulanmıştır:”İtiraz konusu olmayan ve itirazda ileri sürülmeyen bir konu hakkında karar verilemeyecektir.”
- Yükümlülüklere Uymamanın Yaptırımı: Adli kontrol kararının kaldırılmaması veya devamına karar verilmesi durumunda şüpheli veya sanık yükümlülüklere uymak zorundadır. CMK m. 112/1 gereğince yükümlülüğün ihlali derhâl tutuklama sonucunu doğurabilir. Anayasa Mahkemesi (B. No: 2021/44260 , 14/12/2023) ve Bölge Adliye Mahkemeleri (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. CD; Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. CD) kararlarında bu husus şu ihtar metniyle hükme bağlanmaktadır:”Adlî kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir.”
- Hükmün Kesinleşmesi ve İnfaz Aşamasında Tedbirin Durumu: Yargıtay 4. Ceza Dairesi (2024/9285 E., 2025/2304 K., 10.02.2025), hükmün kesinleşmesi, cezanın infazı ve hükümlünün şartla tahliyesine karar verilmesi hâlinde yargılama aşamasında verilmiş adli kontrol tedbirinin hukuki durumunu incelemiştir. Daire, infaz aşamasında tedbirin devam etmesinde hukuki yarar kalmadığını ve tedbirin kendiliğinden hükümsüz kalacağını kabul ederek Silivri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararını kanun yararına bozmuştur:”hükümlü hakkında yargılama sırasında verilen yurt dışına çıkamama adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona erdiğinin ve devamında herhangi bir hukuki yararın bulunmadığının kabulü gerektiğinden”Buna karşın Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2016/781 E., 2016/1133 K., 07.04.2016), kesinleşmiş hapis cezasının denetimli serbestlikle infazı sırasında adli kontrolün kaldırılması isteminin reddine yönelik kanun yararına bozma başvurusunu esastan karara bağlamamış; uyuşmazlığı bir “infazla ilgili bir uyuşmazlık” niteliğinde görerek görevsizlik kararı vermiş ve dosyayı Yargıtay 1. Ceza Dairesine göndermiştir:”Dairemizin GÖREVLİ OLMADIĞINA, dosyanın görevli Yargıtay 1. Ceza Dairesi’ne sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na GÖNDERİLMESİNE”
- Kaldırılan Tedbirin Sistemde Kalması ve Maddi/Manevi Tazminat: Kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmesine rağmen ya da mahkeme kararıyla kaldırılan adli kontrol tedbirinin (özellikle yurt dışına çıkış yasağının) kolluk veya idari sistemlerden silinmemesi sebebiyle uğranılan zararların tazmini isteminde Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü (2019/892 E., 2020/556 K.; 2020/19 E., 2020/557 K.), adli kontrolün ve kaldırılmasının yargısal işlem niteliğinde olduğunu belirterek uyuşmazlığın idari yargıda değil, adli yargıda (ağır ceza mahkemesinde) görülmesi gerektiğine karar vermiştir.
4. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Uygulamasında Öne Çıkan Noktalar
Bölge Adliye Mahkemeleri ile Yargıtay dairelerinin adli kontrole ve itiraz süreçlerine ilişkin kararlarında öne çıkan temel ilkeler şu şekilde özetlenebilir:
A. Bölge Adliye Mahkemeleri (İstinaf) Uygulaması
- Tutukluluğun Kaldırılarak Adli Kontrole Çevrilmesi Ölçütleri: Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri, ilk derece mahkemesi kararlarını incelerken sanığın tutuklulukta geçirdiği süreyi, suç vasfını, sabit ikametgâh sahibi oluşunu ve kaçma ya da delilleri karartma tehlikesinin bulunmayışını dikkate alarak tahliye ile birlikte adli kontrol yükümlülükleri uygulamaktadır.
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi (2019/444 E., 2019/231 K., 03.04.2019):”Sanığın üzerine atılı suçun vasfı, tutuklulukta geçirdiği süre, sabit ikametgah sahibi olması, kaçma ve delilleri etkileme şüphesini gösterir somut olgu bulunmaması, tedbir adli kontrol ile de sağlanabileceğinden Yargıtay Bozma İlamı da dikkate alınarak TAHLİYESİNE”
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi (2019/433 E., 2019/229 K., 01.04.2019):”Sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, sabit ikametgah sahibi olması, delilleri karartma tehlikesinin bulunmaması nedeniyle TAHLİYESİNE”
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi (2017/977 E., 2018/386 K., 20.06.2018):”kaçma ve delilleri karartma şüphesinin bulunmaması nedeniyle” tahliye ve “CMKnin 109/3-a maddesi uyarınca YURT DIŞINA ÇIKIŞININ YASAKLANMASINA”
- Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (2018/3291 E., 2019/771 K., 03.04.2019):”hakkında verilecek adli kontrol hükümlerinin yeterli olacağı değerlendirilmekle sanığın atılı suçtan TAHLİYESİNE”
- Tedbirin Devamında Orantılılık Değerlendirmesi: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi (2018/395 E., 2019/125 K., 26.02.2019; 2018/580 E., 2018/217 K., 03.10.2018), silahlı terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin dosyalarda kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller ve dosya kapsamı doğrultusunda adli kontrol tedbirinin orantılı bir tedbir olduğunu ve devamının gerektiğini belirtmiştir:”Sanık …in yüklenen silahlı terör örgütü üyeliği suçunun niteliği, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delil durumu, dosya kapsamındaki bilgi ve belge içerikleri dikkate alındığında, yerel mahkemece hükümle birlikte 5271 sayılı CMKnın 109/3-a maddesi gereğince verilen tedbirinin orantılı bir tedbir niteliğini taşıması nedenleriyle ADLİ KONTROL KARARININ DEVAMINA”
- Ceza Miktarı ve Tedbir Niteliği Nedeniyle Kaldırma: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi (2020/6 E., 2020/499 K., 12.05.2020), yerel mahkemece konulan yurt dışı çıkış yasağı ve haftada iki gün imza atma tedbirini; “sanık hakkında hükmolunan cezanın miktarı, adli kontrolün bir tedbir olması dikkate alınarak” kaldırmıştır.
- Beraat Kararıyla Birlikte Tedbirin Kaldırılması: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi (2019/235 E., 2020/217 K., 20.05.2020), ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünü kaldırarak beraat kararı vermiş ve hükümle birlikte uygulanan tedbiri; “CMKnin 109/3-a maddesi gereğince uygulanan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki ADLİ KONTROL TEDBİRİNİN KALDIRILMASINA” şeklinde kaldırmış, bu kaldırma kararına karşı itiraz yolunu açık tutmuştur.
B. Yargıtay Uygulaması
- İtiraz İncelemesinde Dosyanın ve UYAP Kayıtlarının İncelenmesi Zorunluluğu: Yargıtay 16. Ceza Dairesi (2015/1235 E., 2015/2483 K., 14.09.2015), asıl dosya Yargıtayda bulunsa dahi, itiraz merciinin dosya örneğini istemeden veya UYAP kayıtları üzerinden denetim yapmadan itirazı usulden reddedemeyeceğini kesin bir dille karara bağlamıştır.
- Kovuşturmada Tedbirin Kaldırılması Talebinin Karara Bağlanması Zorunluluğu: Yargıtay 9. Ceza Dairesi (2014/1494 E., 2014/2310 K., 20.02.2014), sanık müdafiinin adli kontrolün kaldırılması yönündeki talebinin yerel mahkemece incelenip olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerektiğini, doğrudan süre aşımından bahsedilemeyeceğini ve bu karardan sonra yeni bir itiraz süresinin işleyeceğini belirtmiştir.
- Kesinleşme ve İnfaz ile Tedbirin Kendiliğinden Sona Ermesi: Yargıtay 4. Ceza Dairesi (2024/9285 E., 2025/2304 K., 10.02.2025), mahkûmiyet hükmünün kesinleşip infaz edilmesi ve şartla tahliyeye karar verilmesi durumunda adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona ereceğini, aksine kararların kanun yararına bozma konusu olacağını kabul etmiştir.
6. Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Adli kontrol, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109 uncu maddesi gereğince soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili CMK m. 100’de belirtilen tutuklama sebeplerinin bulunması hâlinde tutuklama yerine uygulanan bir koruma tedbiridir. Anayasa Mahkemesi içtihatları doğrultusunda, kişinin adli kontrol altına alınabilmesi için isnat edilen suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması ve tedbirin güdülen meşru amaçla ölçülü ve orantılı olması gerekir. Kanunda tutuklama yasağı öngörülen suçlarda da adli kontrol hükümleri uygulanabilir.
CMK m. 109/3 uyarınca hâkim veya mahkeme şüpheli veya sanığı bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutabilir. Bu yükümlülükler; yurt dışına çıkamamak, belirlenen yerlere belirli sürelerde düzenli başvurmak (kollukta imza atmak), mahkeme çağrılarına ve eğitim/mesleki kontrol tedbirlerine uymak, taşıt kullanamamak, uyuşturucu veya alkol bağımlılığından arınmak için tedavi/muayeneye tabi olmak, güvence parası yatırmak, silah bulunduramamak veya teslim etmek, mağdurun haklarını güvenceye bağlamak, aile veya nafaka yükümlülükleri için güvence göstermek, konutunu terk etmemek (ev hapsi), belirli yerleşim bölgesini terk etmemek ve belirlenen yer veya bölgelere gitmemektir.
İncelenen eski tarihli Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi ve AYM kararlarında itiraz süresi 7 gün olarak geçmektedir. Ancak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 268 inci maddesinin birinci fıkrasında 7499 sayılı Kanun ile (Resmî Gazete: 12.03.2024) yapılan değişiklik sonucunda itiraz süresi ilgililerin kararı öğrendiği günden (tefhim veya tebliğden) itibaren iki hafta olarak düzenlenmiştir. Kararlardaki 7 günlük süreler değişiklik öncesi döneme ilişkindir.
İtiraz, kararı veren hâkimliğe veya mahkemeye hitaben yazılan bir dilekçeyle veya zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak düzenletilerek yapılır. Başka bir yerdeki ilk derece mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairesi aracılığıyla da dilekçe gönderilebilir. Tutuklu veya hükümlü bulunanlar ise cezaevi müdürlüğüne dilekçe vererek ya da beyanda bulunarak başvurabilir. Sulh ceza hâkimliği tarafından verilen adli kontrol kararlarına itirazı asliye ceza mahkemesi hâkimi; asliye ceza mahkemesi kararlarına itirazı ağır ceza mahkemesi; ağır ceza mahkemesi kararlarına itirazı numara olarak izleyen ağır ceza mahkemesi dairesi; Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairesi kararlarına itirazı ise numara olarak kendisini izleyen Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairesi inceler.
Anayasa Mahkemesi Genel Kuruluna göre konutunu terk etmeme tedbiri doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ağır bir müdahale niteliğindedir. Bu tedbire başvurulabilmesi için suç işlendiğine dair kuvvetli belirtilerin bulunması, kaçma veya delilleri karartma tehlikesinin varlığı ve temel haklara daha az müdahale oluşturan diğer adli kontrol yükümlülüklerinin (örneğin imza veya yurt dışı yasağı) yetersiz kalacağının ortaya konulması gerekir. Ayrıca şüphelinin hâkim önüne çıkarılıp sorgusu yapılmadan bu tedbir uygulanamaz. CMK m. 109/6 uyarınca konutta geçen her iki gün, ileride hükmolunacak cezanın mahsubunda bir gün olarak hesaba katılır.
CMK’nın 112 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Bölge Adliye Mahkemeleri kararlarında da şüpheliye veya sanığa bu ihtaratın açıkça yapıldığı görülmektedir.
Şüpheli veya sanık soruşturma veya kovuşturmanın her aşamasında adli kontrolün kaldırılmasını veya değiştirilmesini talep edebilir. CMK m. 111/1 uyarınca hâkim veya mahkeme, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra beş gün içinde bu talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermek zorundadır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi içtihadına göre kovuşturma sırasında yapılan bu talep ilk karara itiraz niteliğinde olmayıp, mahkemenin vereceği karardan sonra bağımsız ve yeni bir itiraz süresi başlar.
Hayır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi kararına göre, yargılama aşamasında hükmedilen yurt dışına çıkış yasağı gibi adli kontrol tedbirleri, hükmün kesinleşmesi, cezanın infaz edilmesi ve hükümlünün şartla tahliyesine karar verilmesiyle birlikte kendiliğinden sona erer. Bu aşamadan sonra adli kontrolün devam ettirilmesinde hiçbir hukuki yarar bulunmamaktadır.